Endişemiz yok ama…

Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Ali Şahin, 16 Nisan’da yapılacak olan referanduma ilişkin, “Bizim Evet çıkacağı konusunda referandum sonuçlarıyla alakalı herhangi bir endişemiz yok. Yalnızca şu konuda çaba sarf ediyoruz. Mesela yüzde 55’lik bir oran beni tatmin edecek bir oran değil. Türkiye kendi geleceğine yönelik bir karar sürecinde, böyle bir milli karar sürecinde yüzde 55’lik bir oran beni tatmin edecek bir oran değil. Yüzde 60’ın altına düşmemiz gerekiyor ki ben şahsi olarak bu referandum sonuçları için kendimi başarılı olarak kabul edebileyim” dedi. Radyo Zeugma ve GRT FM’in ortak yayınında Burak Çepik’in hazırlayıp sunduğu programa konuk olan Avrupa Birliği(AB) Bakan Yardımcısı Ali Şahin, 16 Nisan’da yapılacak olan referandum çalışmaları hakkında bilgi verdi. AB Bakan Yardımcısı Ali Şahin, Gaziantep’in 16 Nisan’da büyümeye, kalkınmaya, istikrara, kardeşliğe, bütünlüğe yönelik evet oyunu kullanacaklarını söyledi. Türkiye’nin referandum atmosferine girdiğini ve çalışmalarını hem Avrupa yakasında, Avrupa’daki Türk kardeşlerimiz üzerinde hem de Türkiye içerisinde sürdürdüklerini belirten Şahin, “Bu hafta sonunda Gaziantep’teyim. Önümüzdeki hafta içerisinde yine Kırklareli, Kırıkkale, Mardin ve Şanlıurfa’yı içerisine alan ziyaretlerimiz olacak. Yoğun bir şekilde kampanya devam ediyor. Bizim sahada edindiğimiz izlenim; vatandaşlarımızın heyecanı. Sayın Başbakanın mitinglerine, toplantılarına, konferanslarına baktığımızda ortaya çıkan heyecan ve katılım oranları evet yönünde ciddi bir eğilimin olduğunu gösteriyor. Zaten kamuoyunun beklentisi de referandum sonucunun Evet çıkması yönünde. Önemli olan Evet çıkması değil, 16 Nisan sonrası nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımız ve herkesin bunu hesaplaması. Nasıl bir Türkiye hayal ediyoruz? Güçlü, istikrarlı, kalkınan, büyüyen bir Türkiye mi yoksa siyasi ve ekonomik krizlerle, kendi çerisinde birçok çatışma içerisinde olan istikrarsız bir Türkiye ile mi yola devam edeceğiz. Aslında 16 Nisan’ın temel sorusu bu. Yıllardır siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla, iç çatışmalarla, küçük siyasi iç çatışmaların büyük krizlere dönüştüğü bir Türkiye ile mi devam edeceğiz? sorusu veya gerçekten artık krizler dönemini, çatışmalar dönemini, darbeler dönemini, vesayetler dönemini bir yana bırakarak güçlü bir Türkiye ile mi yola devam edeceğiz? Bunu oylayacağız. Ben eminim ki halkımızın sağduyusu her zaman bu tür önemli karar noktalarında doğru yönde karar vermiştir. Gaziantep’te de bundan önce hep bu sağduyunun en güçlü aksiseda bulunduğu şehirlerden birisi olarak aynı sonuçlarla karşılaştık ve ben eminim ki Gaziantep’te 16 Nisan’da büyümeye, kalkınmaya, istikrara, kardeşliğe, bütünlüğe yönelik Evet oyunu kullanacaktır” dedi. YÜZDE 60’IN ALTINA DÜŞMEMİZ GEREKİYOR Her hafta sahada anketlerin yapıldığını ancak şuanda kesin bir oran vermenin mümkün olmadığını belirten Şahin, “Türkiye gibi ortamlarda veya bu tür siyasi arenalarda gelişen her bir olay anketlerin oranını değiştirebilecek etkide. Onun için son güne kadar yayınlanacak hiçbir anketin sonucunun kesin bir netice vereceğini düşünmüyorum. Bizim evet çıkacağı konusunda referandum sonuçlarıyla alakalı herhangi bir endişemiz yok açıkçası yalnızca şu konuda çaba sarf ediyoruz mesela yüzde 55’lik bir oran beni tatmin edecek bir oran değil Türkiye kendi geleceğine yönelik bir karar sürecinde, böyle bir milli karar sürecinde yüzde 55’lik bir oran beni tatmin edecek bir oran değil. Yüzde 60’ın altına düşmemiz gerekiyor ki ben şahsi olarak bu referandum sonuçları için kendimi başarılı olarak kabul edebileyim. Her şey çok net, çok açık, evetin tarafları ortada hayırın tarafları ortada. Bir tarafta bu ülkenin bekasına kastetmiş insanları görüyoruz. PKK, FETÖ, Avrupa’da Türkiye’ye karşı yapı varsa hayır diyorken, Türkiye içerisinde vatandaşlarımızın vereceği yüzde 55’lik bir evet oyu beni tatmin etmez. Halkımızın tüm bu Türkiye karşıtı yapılara gerekli cevabı verebilmesi için yüzde 60’tan aşağıya düşmemesi gerekiyor” dedi. ESKİSİNDEN DAHA GÜÇLÜ DENETİM MEKANİZMASI OLUŞACAK Çift yönlü denetim mekanizması olduğunu ifade eden Şahin, “Eskisinden daha güçlü denetim mekanizması oluşacak. Mevcut Cumhurbaşkanlığı 15 Temmuz sonrası oluşacak Cumhurbaşkanlığından daha az denetlenebilir durumda. Bugün Cumhurbaşkanının imza attığı herhangi bir atamaya, kararnameye hukuki olarak sorgulanma yapılamıyor. Oluşacak Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Cumhurbaşkanının her bir adımı bütün yargının, meclisin, halkın denetim yollarına açık olacak. Bu önümüzdeki süreçte Cumhurbaşkanlığını hem sorumlu hem de yükümlü hale getiren bir süreç. Burada temel denetim mekanizmasının merkezi Türkiye Büyük Millet Meclisi bunun üzerinde herhangi bir irade söz konusu olmayacak. 2019 yılında bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Meclisle birlikte birleştirilmiş bir uygulama. Eğer herhangi bir parti Recep Tayyip Erdoğan’ı aday göstermez ise seçilme şansı yok. Recep Tayyip Erdoğan partisi tarafından 100 bin imza toplanarak aday gösterildi. Milletin seçmemesi durumunda Recep Tayyip Erdoğan yine seçilememiş olacak. Recep Tayyip Erdoğan veya herhangi bir Cumhurbaşkanı diyelim ki seçildi böyle bir durumda Türkiye Büyük Millet Meclisi eğer Cumhurbaşkanının çalışma sistemini beğenmemişse, Türkiye’nin bekası açısından sıkıntılı bir yönetim biçimi oluşmuş ise Türkiye Büyük Millet Meclisi hemen bir seçim istemek suretiyle Cumhurbaşkanlığını bir bakıma feshetmiş olacak. Ülkeyi seçime götürerek yine Cumhurbaşkanlığı sistemini denetlemiş olacak. Böyle bir durumda Cumhurbaşkanının seçimi engelleme gibi bir durumu da söz konusu değil. Denetimden uzak değil, tam tersi mevcut Cumhurbaşkanlığı Sisteminden daha fazla denetlenebilir bir sistem bulacağız karşımızda” dedi. BU SİSTEMLE KOALİSYONLAR DÖNEMİ TAMAMEN ORTADAN KALKMIŞ OLUYOR Yeni sistemin getireceği en büyük yenilik hem siyasi istikrar hem ekonomik istikrar olduğunun altını çizen Şahin, “Ekonominin en sevdiği ortamlar istikrarlı ortamlardır. Eğer bir ülkede istikrar varsa, bir ülke önünü görebiliyor ise o ülke yatırımlara, kalkınmaya açık bir ülkedir. Herhangi bir seçim atmosferi duyduğunuzda herkes bütün yatırımlarını durduruyor seçimin sonuçlarını ve sonrasını beklemeye başlıyor. Geçmişte günlük faizlerin, gecelik faizlerin, dolar endekslerinin saatler içerisinde inip çıktığını, oranların tepe taklak olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Yeni gelen sistem böyle bir krizi, istikrarsızlığı tamamen ortadan kaldıran ve uzlaşmayı, istikrarı kurumsallaştıran bir yapı içerisinde olacak. Koalisyonlar dönemi tamamen ortadan kalkmış oluyor. 5 yıldan 5 yıla seçimler gerçekleştirilecek, hükümet Cumhurbaşkanı tarafından idare edilmiş olacak ve 5 yıl kendisine mühlet verilmiş olacak. Bir yatırımcı 5 yıl süre ile önünü görebilecek. Daha önce 5 ay göremiyordu, 1 yıl göremiyordu. Neyin ne olacağını bilemediği için yatırımlarını gerektiği gibi yapamıyordu. Dışarıdan Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen bir kişi Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarsızlığından dolayı nasıl bir girişim içerisinde olacağını ön göremiyordu. Son 15 yılda tek hükümet iktidarlarıyla Türkiye’nin elde ettiği kazanımları, ekonomik başarıyı göz önünde bulundurursak bunun ne anlama geldiğini çok daha iyi anlamış olacağız” dedi. TÜRKİYE BÜYÜK BİR ÜLKE Şahin, “100 bin kişilik bir Cumhurbaşkanı yardımcısı olabilir mi? Bunun telaffuzu bile gayriciddi. Bir ve birden fazla ifadesi bana bunun en fazla 5 civarında olacağı izlenimini veriyor. Türkiye gibi büyük bir ülke, kalkınan bir ülke aynı zamanda Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar gibi son derece çatışmacı bir coğrafyanın ortasında yer alan stratejik anlamda çok önemli bir ülke, Avrupa, Asya’nın tam ortasında bir geçiş noktasısınız, Kuzey ile Güney, Doğu ve Batı ortasında medeniyetlerin tam merkezinde bulunan bir ülke. Öyle bir gereklilik doğar ki, öyle bir büyürsünüz ki bunun sayısının 10’a çıkması gerekebilir. Öyle bir durum söz konusu olursa 3’lü bir mekanizma var, bunlar kararname ile çıkacak. Bu kararnamelerin mecliste çıkmış yasalara uyması, akla uygun değilse ülkenin yönetimi açısından bir sıkıntı oluşturuyor ise meclis hemen bir yasa çıkararak onu etkisiz hale getirebilecek. Yargı kararlarına da açık, meclis Cumhurbaşkanlığını feshederek seçime götürebilir. Halkın sağduyusuna aykırı bir şeyse bir sonraki seçimde halk buna karar verecek. Ülkenin o konjonktür içerisinde ihtiyaç duyduğu Cumhurbaşkanı sayısı ne ise o olacaktır. 100 bin rakamı insanların, Türk kamuoyunun aklıyla alay etmek gibi geliyor bana” dedi. AVRUPA KENDİSİ DIŞINDA GÜÇLÜ BİR İKTİDAR, GÜÇLÜ BİR DEVLET İSTEMİYOR Son dönemler Avrupa’nın Türkiye’ye karşı olan tutumlarını da değerlendiren Şahin, “Avrupa kendisi dışında sınırlarında güçlü bir iktidar, güçlü bir devlet istemiyor. Bunu bana 2013 yılında İtalya’nın Sicilya Adasında Katanya kentinde mülteciler için bir kabul merkezi inşaa ediyorduk. Milletvekilleri olarak Avrupalı parlamenterlerle birlikte. Biz de milletvekilleri olarak iş elbiselerimizi giyerek bahçe tasarımı yaptık, çalıştık. Orada eski Polonya Dışişleri Bakanı ile bir sohbetimiz olmuştu, gezi olaylarının sürecini değerlendirirken dedi ki; ‘Avrupa’nın kimi ülkeleri, İngiltere, Fransa, Almanya gibi güçlü bir iktidar, güçlü bir lider, güçlü bir devlet istemiyorlar kendileri dışında yanı başlarında. Aslında sizin temel probleminiz bu.’ Karşı karşıya kaldığınız bütün meydan okumalar Avrupa’daki kimi devletlerin kendileri dışında güçlü bir devlet istemiyor olmaları. Bu sadece sizin için de söz konusu değil, Polonya da böyle bir tavra maruz bırakıldı 10 Nisan 2010 yılında Polonya Cumhurbaşkanını, Genelkurmay Başkanını, önemli bürokratları taşıyan bir uçak Rusya’da düştü. Aslında bize de böyle bir operasyon yapıldı. Polonya 2010 yılında çok güçlü bir yönetime sahipti, güçlü isimler vardı. Bu isimlerle ciddi anlamda kalkınıyordu ve bu kalkınışıyla da Avrupa’nın içerisindeki kimi ülkeleri tehdit eder hale gelmişti. Onların menfaatlerini tehdit eder hale gelmişti. Bu da bize yapılan bir müdahaleydi. Polonya şu anda Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen ilişkileri sıkıntılı. İstiyorlar ki Türkiye halkı kendi içerisinde ekonomik, siyasi krizlerle boğuşsun, kendi içerisinde çatışmalar olsun. Bizim Osmanlı sonrası kendilerine çizmiş olduğumuz kırmızı çizgilerin dışına çıkmasınlar. Ortadoğu ile ilgili bir projeksiyonları olmasın. Sınırların ötesi ile ilgili bir projeksiyonları olmasın. Türk halkı kendi devletinin maaşlarını ödeyemez durumda olduğu, insanların hastane kuyruklarında can verdiği bir ülke halinde olsun istiyorlar. Avrupa ülkelerinin kendi içerisinde bulunmuş olduğu psikolojik durum, artan bir ırkçılık, milliyetçilik var. Hollanda’da ki son seçimler çok kritikti. Kendi kamuoyuna, artan ırkçılığa iyi görünmek adına Avrupalı ana akım siyasetçileri de ırkçılık ikliminin etkisi altına giriyorlar. Irkçılık akımının şehvetine kapılarak kendi sonlarını hazırladıklarının farkında değiller” dedi. BU COĞRAFYADA BİRLİKTE YAŞAMAK ZORUNDAYIZ 16 Nisan’dan sonra Avrupa’dan kopmamızın mümkün olmadığını belirten Şahin, “Avrupa Birliği’ne üye olma sürecinde bundan vazgeçmeyeceğiz anlamında demiyorum bunu. Ama biz Türkiye ile Avrupa yüzyıllardır iç içe geçmiş ülkeler. Türkiye ve Avrupa Birliği’nin ilişkileri 1959 yılında Türkiye’nin üyelik süreciyle başlamış bir durum değil. Edirne’nin fethi ile 14. yüzyılda başlamış bir süreçtir. Kayseri, Selanik’ten sonra Osmanlı topraklarına katılmış bir coğrafya. Hem ekonomik hem coğrafi hem de siyasi anlamda Avrupa ile yüzyıllara dayanan ilişkilerimiz var. Bu coğrafyada birlikte yaşamak zorundayız. Türkiye Avrupa’nın doğu sınırlarını oluşturuyor. Gaziantep NATO’nun doğu sınırlarını oluşturuyor. Avrupa’nın Türkiye’nin kendisi, varlığı, güvenliği için ekonomik ve siyasi istikrarı için ne kadar önemli olduğunu bilmek zorunda. Bu gerçeği görmek zorunda. Türkiye’ye ihtiyaç duydukları çok net ve açık. Avrupa Ankara’nın, Gaziantep’in güvenliğini sağlayamazsa Bürüksel, Paris, Madrid, Londra asla güvenlik içerisinde olamaz. İngiltere daha da güvensizleşen Avrupa’dan kendisini kurtararak güven içerisinde kalmak istedi. Avrupa’nın güvenliği, istikrarı Türkiye’den geçer. Bunu bilip anlamazlarsa Avrupa’yı iyi günlerin beklemediğini söyleyebiliriz. Burada önemli olan Türkiye’nin ne istediği, bizim ne istediğimiz, bizim nasıl olduğumuz. Aslında oylayacağımız şey bu. Avrupa’nın, Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği süreçte, yerkürenin doğudan batıya kuzeyden güneye güç merkezlerinin yeniden şekillendiği süreçte Türkiye’nin hala krizlerle, istikrarsızlıklarla yönetilerek ayakta kalması mümkün değil. Türkiye bu kararı güçlü bir şekilde verebilirse Türkiye Avrupa’nın da üzerinde büyüyecek, kalkınacak bir ülke haline gelecektir” dedi. KÜRT VATANDAŞLARIMIZIN TEMİNATI AK PARTİ’DİR 18 maddelik anayasa paketinin her kesimi kapsadığını belirten Şahin, “Bu paket Kürdü, Alevi’yi, Sünni’yi, Türkü, Arap’ı; bu coğrafyada yaşayan her bir vatandaş için istikrarı, kalkınmayı, var olmayı, özgürlükleri ifade eden bir paket. AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte bu süreci geliştirmiş olması ülkenin menfaatine olan bir şey. Sadece MHP ile AK Parti’nin siyasi menfaatlerini ön gören değil Türkiye’de istikrarı, büyümeyi, kalkınmayı hedef alan bir durum söz konusu. Ak Parti Kürt kardeşlerimizin bütün haklarının teminatıdır. AK Parti Türkiye’de iktidar oluncaya kadar maalesef bu ülkede Kürt kardeşlerimiz çocuklarına Kürtçe isim veremiyorlardı. Bu ülkede Kürt kardeşlerimizin yaşadığı köylerin Kürtçe olan isimleri maalesef değiştirilmişti. Bir Kürt kardeşimiz kendi dilinde mahkemede savunmasını yapamaz durumdaydı. Bir Kürt kardeşim kendi dilinde bırakın savunma yapmayı Kürtçe türkü bile söyleyemez durumdaydı. Rahmetli Ahmet Kaya’nın ödül gecesinde maruz kaldığı bir gün bu ülkede Kürtçe türkü söyleyenler olacak ve bunu plak haline dönüştürecek güçlü insanlar olacak dediğinde maruz kaldığı o saldırıları hepimiz hatırlıyoruz. Böyle bir Türkiye’den bugün hangi noktalara geldik. Kürt kardeşlerimiz siyasi anlamda propagandalarını Kürtçe yapabiliyorlar, Kürtçe televizyonlar var. İstedikleri üniversiteyi Kürtçe anadilde eğitim yapabiliyorlar. Kürtçe eğitim, Kürtçe medya. Bu sorunların hepsine son verildi. Kürt vatandaşlarımızın teminatı AK Parti’dir, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu ülkedeki kardeşliğimizin devamı konusunda kimse halel getiremez. Bu coğrafyada Türk ve Kürt kardeşliğini Allah’u Teala yazmıştır. Hiçbir güç Allah’ın yazmış olduğu bu kaderi asla bozamaz” dedi.